SUİÇ
- Zarife Açıkel

- 6 saat önce
- 4 dakikada okunur

Suiç, “Devler Alışveriş Merkezi”nde yaşayan bir su sebiliydi. Üçüncü kattaydı. Oyun parkının köşesinde, pencere önünde duruyordu. Park denilse de öyle, kedi, kelebek, çiçek, ağaç olan bir yer değildi. Ama yine de minikler mutlu olurdu orada. Suiç, bulunduğu noktadan, oyuncaklardaki çocukların gülümsemelerini görebildiği için şanslı olduğunu düşünüyordu. Dışarıya baktığı zamanlardaysa hızla geçen araçları, koşuşturan insanları, gri binaları izlerdi.
İçeride elektrikle çalışan bir sürü oyuncak vardı. Küçüklerin adını söylerken zorlandıkları mavi bir helikopter, polis arabası, atlıkarınca, salıncak, denizaltı, gondol, tren, uçak, çarpışan arabalar… Yine de ağaçların ve hayvanların olduğu bir parkta oynamak çocuklar için daha keyifli olabilirdi.
Oyun parkı o gün de kalabalıktı. Göz ucuyla, sincapların belirli aralıklarla yuvalarından çıkıp içeri kaçtıkları oyuncağa baktı. Küçük kız, çekici yetişebildiği sincabın kafasına indiriyordu. Anne, babası da gülüyor, onun topladığı puanları sayıyorlardı heyecanla.
Sebil, “Ah! Bu çocuk ormanda, aniden önüne çıkan bir sincapla karşılaşmanın sevincini yaşayabilse ne güzel olurdu. Dere kenarında oynayıp kurbağaların şarkısını dinleyebilseydi keşke,” dedi kendi kendine.
Sonra şırıl şırıl akan bir dere, mis gibi kokan mor çiçekli hayıtlar, az ötede kocaman bir söğüt ağacı düşledi. Pembe ya da beyaz açmış yaban güllerini, onlara sarılmış olgun böğürtlenleri de unutmadı. Minik kız için söğüt ağacının dalına salıncak kurdu. Çocuk sallandıkça su kenarına çıkıp oynaşan irili ufaklı kurbağalarla göz göze geliyordu. Gülümsüyor, kahverengi benekli, yeşil kurbağa korosuna eşlik ediyordu. Vraaak, vraaaak, vırraaaaaak… Suiç, “Evet böylesi daha iyi, puan toplamaya çalışmadan, doğanın içinde,” diye düşündü.
Ardından minik kızın yaşlarında, iki çocuk hayal etti. Heyecanla söğüt ağacına doğru, salıncaktaki arkadaşlarına koşuyorlardı. Çünkü sevimli bir sincap görmüşlerdi. Başlarının üzerinden kelebekler uçuyor, beyaz yaban güllerine arılar konuyordu. Suiç gülümsedi.
Bu şehre “İşbitmez” diyorlardı. Binalar yüksekti. İnsanlar aceleciydi. Sabah akşam koşarlardı. Otobüsü, treni kaçırmak istemezdi hiçbiri. Suiç, insanların neden böylesine hızlı olmaları gerektiğini anlayamazdı. Pencerenin önünden büyük meydanı, ortasındaki dev anıtını görebiliyordu. Devin başında kocaman bir termometre bulunuyordu. O gün, öğle saatlerinde 43 dereceyi okudu sebil. “Bu yaz çok sıcak geçiyor, ”diye geçirdi içinden. Alışveriş Merkezi her zaman uygun sıcaklıktaydı, mevsime göre soğutulur ya da ısıtılırdı.
Suiç, karşıdaki iş merkezinin gölgesine yarı baygın uzanmış üç köpek gördü. Hayvanlar başlarını kaldırıma yaslamış, dilleri dışarıda, belli ki sıcaktan bunalmış, susamışlardı. Oradan oraya koşan insanlar, sokak hayvanlarını görmüyorlardı. Onlarla suyunu paylaşmak istedi. Nasıl yapabileceğini düşünmeye başladı.
Gece olup merkezin misafirleri gidince, temizlikçiler oyun parkını makinelerle süpürdüler. Birisi oyuncaklara mikrop öldürücü sıvı püskürttü. Gittiler. Yalnızca güvenlik görevlileri kaldı.
Oyuncakların sohbet zamanı başlardı bu saatlerde. Bazen sevinçler paylaşılırdı, bazen kırgınlıklar. Sebil, çoğu zaman onları dinler, sıkıntısı olanı ferahlatmaya çalışırdı. O gün kendisinin desteğe gereksinimi vardı. Çok dalgın görünüyordu. Durumunu hemen yanındaki Makop fark etti. Bu pırıl pırıl masmavi bir helikopterdi. Makop onun ilgisini çekmek için yüksek sesle konuştu.
“Gördünüz mü? Bir çocuk, az daha kumanda düğmemi kıracaktı,” dedi.
Ardından, minik sarı tren, “En çok üç yaşındaki çocuklar oynar benimle. Kocaman oğlan‘Gezdir beni’ diye tutturdu.”
Atlıkarınca, ilk kez bal kabağından arabasına binen kardeşlerin mutluluğunu paylaştı.
Oyuncaklar kendi arasında konuşmaya dalınca, Makop, Suiç’e, “Söylesene ya! Neyin var? Daldın gittin...” dedi. Sebil pencereden dışarı bakıp sıcakta bunalmış susuz köpekleri anlattı.
“Su doluyum ama onlara yardım edemiyorum. Bu beni çok üzüyor. Artık burada olmak istemiyorum. Dışarıda bana gereksinimi olanlara da yararlı olabileceğimi düşünsene...”
Makop, “Aslına bakarsan helikopterler uçar. Ama beni buraya kapattılar. Pervanem havada nasıl dönerdi acaba? Beni anlayabiliyor musun?” diye sordu.
Suiç, “Evet. Seni çok iyi anlıyorum,” dedi.
Güvenlik görevlisi dolaşmaya başlayınca hepsi sustu. Uzun boylu, kocaman elleri olan görevli, mavi helikopterde bir gariplik fark etti. Süpürürken bir miktar itilmiş olduğunu düşündü. Helikopteri biraz sarstı ve yavaşça yerinden uzaklaştırdı.
Ayak sesleri duyulmaz olduğunda hepsi rahat birer nefes alıp uykuya daldılar. Sadece sebil ve Makop konuşmaya devam etti.
Suiç, altındaki tekerlekleri hareket ettirerek Makop’un yanına yaklaştı.
“Özgürce uçabileceğini düşünüyorum,” dedi. Burnuna yoğun dezenfektan kokusu doldu ve hapşırdı. Helikopter gülümseyerek, “Çok yaşa” dedi. Anlaşılan Suiç’in tekerlekleri halıdaki mikrop öldürücü kokulu maddeleri hareketlendirmişti.
Salıncaklardan “Hey! Arkadaşlar sessiz olun, uyuyamıyoruz. Bütün gün zaten başımız döndü, yorulduk,” uyarısının gelmesi gecikmedi. Suiç, onlara hak verdi. Gün boyu dönerek çocuk eğlendirmek kolay değildi.
Çok geçmeden başka bir görevli oyun parkına geldi. Sebilin yerinin değiştiğini fark etmedi. Atlıkarıncanın üzerindeki en büyük ata çıkıp oturdu. Islık çalmaya başladı. Attan indi, oyun kartını okutarak atlıkarıncayı çalıştırdı. Işıklar içinde dönen zeminde irili ufaklı atların arasında gezindi. Bal kabağından arabanın koltuğuna oturdu. Oradan indi, başka bir ata bindi. Eğleniyor görünüyordu. Ama atlıkarıncadaki küçük atların bu ağır yükten nasıl zorlandığını bilmiyordu. Bütün oyuncaklar çok şaşırmıştı, çünkü hepsi de üç ile dokuz yaş arasındaki çocuklar içindi.
Suiç, helikoptere bakarak “Sen de benim düşündüğümü mü düşünüyorsun?” dedi.
İkisi de camdan dışarı bakmaya başladılar. Gökyüzünde ay vardı. Makop kaldırımda susuz uyuyan köpekleri gördü. “Açabilir miyiz pencereyi ?” diye sordu. “Ondan kolay ne var? Şu düğmeye basmamız yeterli,” dedi sebil.
“Bu denli kolaydı da neden bekledik bu zamana dek ?” dedi helikopter.
“Hıııı. Sanırım, insanların söylediği gibi her şeyin bir zamanı var,”dedi Sebil.
Sustular çünkü takırt takırt takIRT tAKIRTT ayak sesleri yaklaştı. Uyuyor numarası yaptılar.
TAKIRT, TAKırt, takırt, tak, tık, ık, k...
Son güvenlik çalışanı da gitti.
Makop, “Zamanı geldi,” dedi. Sebil, tekerleklerinin yardımıyla düğmeye dokundu. Büyük pencere sessizce açıldı.
“Ya! Ben?” dedi Makop. “Yerimden nasıl söküleceğim?”
Suiç, “ İleri geri hareket et, pervaneni çalıştır,” dedi.
O sırada, uzaktan esen incecik bir rüzgâr, Makop ve Suiç’in çabasını gördü, usulca fısıldadı.
“Bekleyin, yardıma geliyorum!”
Hızını artırarak içeri dolan rüzgâr, sebil ve helikopterin çevresinde dönerek onları yerinden söktü. Suiç, helikopterin koltuğuna yerleşti. Uçtular.
Aşağıya inip önce köpeklere su verdiler.
Sebil, “Biz, sokak hayvanlarının en sevdiği ikili olacağız,” dedi Makop’a. Şehrin dışına dek keşif uçuşu yaptılar. Güneş doğarken karşılaştıkları, neşeyle akan küçük bir ırmak, yaprak, toprak ve bulutlarla selamlaşıyordu.
Boşalan sebil, kendini onun suyuyla doldurdu. Bundan sonra susuz kalan sokak hayvanlarına, çiçeklere, gerekirse ağaçlara bile su taşıyacaklardı.
Sevgili küçük okurumuz, sen de sıcak günlerde kedilere, köpeklere, susuzluktan boynu bükülmüş bitkilere su taşıyan bu iki arkadaşla karşılaşırsan, sebilin deposuna biraz su ekler misin?
*Bu etkinliği Betül Çakıroğlu hazırladı.
KONU: Doğa sevgisi.
TEMA: Sokak hayvanları ve doğa için yaralı olmak.
ANAHTAR KELİMELER: Doğa, Su, Sebil, Sokak Hayvanları, Yaz, Sıcak, Irmak, Park, Oyuncak.
KIPIR KIPIR DÜŞÜNCELER:
Su sebili ne demek? Nerede su sebili gördünüz?
Bir su sebili olsaydınız adınızın ne olmasını isterdiniz?
Yaz tatilinde yapmayı sevdiğiniz neler var?
Alışveriş merkezlerinde ne yapmayı seviyorsunuz?
Doğada bir yürüyüş ile alışveriş merkezinde yürüyüş yapmak arasında ne farklar var?
Her şeyin bir zamanı var ne demek?
KIPIRDATAN ETKİNLİKLER:
Ağaçların olduğu yere mi park denir, oyuncakların olduğu yere mi? Hadi konuşup, tartışalım!
Çevrenizde gittiğiniz bir park var mı? Onu anlatır mısınız?
Çevrenizdeki sokak hayvanlarını sayabilir misiniz?
Sokak hayvanları için kartondan ev tasarlamaya ne dersiniz?
Gece olunca konuşan oyuncaklarınız olsa size ne demelerini isterdiniz?



Yorumlar