SİHİRLİ ORMAN
- Elif Kaya

- 1 gün önce
- 5 dakikada okunur

Almina, arabanın penceresine başını dayamış, mutsuz mutsuz yola bakıyordu. Toprak yolda yokuş yukarı çıkmaya çalışan arabadan hırıltılar yükseliyordu. Virajı dönerken araç savrulunca başını cama vurdu. İçinden oflayarak telefonuna baktı.
Arkadaşlarından yaz fotoğrafları gelmeye başlamıştı. Kimileri yurt dışına tatile gitmişti, kimileri de ailesiyle geziyordu. Almina ise bu toz toprak yolda başını cama vura vura köy evlerine çıkıyordu. Tüm yazı arkadaşlarından uzakta, bu sıkıcı köyde geçirmek zorundaydı.
Anne ve babası çalıştığı için yazın okullar tatile girdiğinde ona da mutlaka bir etkinlik bulunurdu. Çoğunlukla yaz okuluna giderdi. Ama bu yıl babası son kayıt gününü kaçırmıştı. Almina yazı anneannesinin yaşadığı köy evinde geçirecekti.
Ön koltukta oturan annesi dönüp arkaya baktı.
“Hadi ama asma suratını,” dedi, “Küçükken ben de yazlarımı burada geçirirdim. Çok eğlenceli olabiliyor.”
Almina oflayıp “Ya ne demezsin,” diyerek dışarı baktı. Bir an yanlış görmediğinden emin olmak ister gibi gözlerini açıp kapadı. Patikanın yanında uzanan ağaçlar eğilip kalkmış gibi gelmişti. İyice bakmak için yüzünü pencereye yanaştırdı. Başını yeniden cama vurunca oflayarak arkasına yaslandı. Ellerini kucağında kavuşturup, gözlerini kapattı. Yolun bitmesini bekledi.
Annesiyle babası hafta sonu için iki gece kalıp dönmüşlerdi köyden. Almina da bu kuş uçmaz kervan geçmez yerde bir başına kalmıştı. Gerçi yalan olmasın kuşlar, böcekler, hatta geceleri uluyan kurtlarla, hayvan çeşitliliği bol bir yerdeydi. Burada canını sıkan bir diğer şey de internetin çok az çekiyor olmasıydı. Oyalanmak için tabletini getirmişti ama bu planı da suya düşmüştü.
Geldiği ilk gün torununun mutsuzluğunu gören anneannesi,
“Sıkı can iyidir kızım, kolay çıkmaz,” demişti Karadeniz şivesiyle. Almina’ya göre hiç de öyle değildi. Hem canı içinde duruyordu işte, nereye gidebilirdi ki? Çıksa daha iyiydi hatta! Zamanın akmadığı bu köyden uzaklara giderdi. Arkadaşlarının olduğu yerde onlarla yeni maceralar bulurlardı. Almina çok severdi gizemli olayları. En sevdiği şey polisiye romanlarıydı. O kitaplardaki gizemi arkadaşlarından önce çözmeye bayılırdı.
Can sıkıntısıyla pencere kenarına oturup dışarı baktı. Anneannesinin komşuları tepelerin eteklerinde çay toplamaya başlamışlardı. Çevredeki ağaçlar sakin sakin salınıyorlardı. Zamanın kaplumbağa hızında ilerlemesine dayanamayan Almina kendini evden dışarı attı.
Geldiğinden beri çok fazla dışarı çıkmamıştı. Biraz etrafı keşfetmek istedi. Minik bir patikadan içeri girdi. İlerledikçe “Burası ne kadar garip bir orman,” diye düşünmeye başladı. Ağaçlar sık sık yerleşmişlerdi ama sanki o ilerledikçe yollar açılıyor gibiydi. Ağaçların onu izlediğine ilişkin garip bir duyguya kapıldı. Bazılarına yaklaşıp gövdelerinin farklı dokularında ellerini gezdirdi. Bir ağaç, o dokununca irkilip geri çekilmişti sanki! Bu ormanda gerçekten tuhaf şeyler oluyor gibi geldi. İçinde hem garip bir korku hem de inanılmaz bir merak vardı şimdi.
Bu düşüncelerle yürürken zamanın nasıl geçtiğini anlamamıştı. Farkında olmadan epeyce ilerlemişti. Geri dönüp baktığında takip ettiği patikanın kaybolduğunu gördü. Ortalık da kararmış mıydı ne? O denli uzun zaman olmuş muydu ki? Ağaçlar yeşilden siyaha dönmeye başlamışlardı sanki. Sıklıkları artmıştı.
Geldiği yönün tersine doğru yürümeye başladı bu kez. Yere düşmüş birkaç ağaç kütüğünün üstünden atladı. Döndü, dolaştı. Ama bir de baktı ki yine aynı yere gelmişti. Tüyleri diken diken oldu. “Burada her şey sıradan diyen sen misin? Al sana işte!” diye söylenirken, bir ses duydu.
“Sıradanlık kesinlikle bu ormanın zıddı bir tanım.”
Almina hızlıca arkasına döndü. O da ne? Konuşan bir tilkiydi!
“Kendimi bulmak için yola çıktım ben de. Ama haftalar oldu hâlâ yolu bulamıyorum,” dedi tilki.
Almina iyice ürkmüştü. O gerildikçe ağaçların yaprakları daha da titreşiyor, soğuk bir rüzgâr esiyordu.
“Nasıl yani, sonsuza dek burada mı kalacağım yoksa?” diye bir düşünce geçti içinden. Ama korktuğunu belli etmek istemiyordu.
“Kendimi değil, evin yolunu bulsam yeterli şimdilik,” dedi.
“Ohooo, sen nasıl maceraperestsin? Nasıl da korktun?” dedi tilki.
Almina çok bozulmuştu. Toparlandı, ellerini göğsünde kavuşturup ters ters, “Korktuğumu kim söyledi,” dedi.
Esen sert rüzgâr durulmaya başlamıştı. Şimdi tatlı bir meltem havası vardı. Uzaktan kuş sesleri geliyordu.
“Hem sen macera sevdiğimi nereden biliyorsun?” diye sordu Almina kuşkulu bir sesle.
O anda çevrelerini yoğun bir sis kaplamaya başlamıştı.
“Ancak maceraperestlere kendini gösterir bu orman da, o yüzden,” dedi tilki.
“Nasıl yani?” dedi Almina şaşkınlıkla.
“Eh, buradan öğrenmen gereken bir şeyler var demek ki. Yalnızca o zaman kendilerini belli ederler,” diye yanıtladı tilki. “Senin duygularına göre şekillenen bir orman burası. Sen neşelendikçe neşelenir, hüzünlendiğinde hüzünlenir, öfkelendiğinde de hiddetini görürsün.”
Almina, bu ormanda bir tuhaflık olduğunu fark etmişti zaten. Şimdi bazı şeyleri anlıyordu. Ağaçlar sanki onunla konuşuyor, onunla hareket ediyor gibiydiler.
“İstersen güçlerimizi birleştirip, evimizin yolunu birlikte bulabiliriz,” dedi tilki. “Bunun için gereken tek şey, ormanla iş birliği yapmak.”
Almina, bir yardımcı bulduğuna sevinmişti. Tilkiyle birlikte yolu bulmak için ilerlediler. Onlar yürürken dokunsa hissedeceği o yoğun gerilimli hava bir sis gibi dağılmaya başlamıştı. Sanki gün yeniden ışıklanıyordu.
Bir ara yerdeki kütüğe ayağı takılıp düştü. Üstü başı çamur oldu. Yüzündeki çamurları silerken çok sinirliydi. İşte o zaman ağaçlar hiddetli bir şekilde sallanmaya, yapraklarını dökmeye, rüzgâr daha da sert esmeye başladı.
“Olmuyor böyle ama,” dedi tilki. “Sen öfkelendikçe orman da hiddetleniyor. Yol iyice karmaşık hale geliyor.”
Almina, ağzının içine giren çamuru yere tükürürken
“Çok biliyorsun sen!” diye bağırdı tilkiye.
“Tüm gün tabletinde boş boş içerikler izleyeceğine, ormandan nasıl kurtulunur gibi işe yarar bir bilgi edinseydin, şu an daha rahat ilerleyeceğimiz kesindi,” diye yanıtını yapıştırdı tilki. Sonra Almina’nın yerde çamur içindeki haline bakıp acıdı, biraz daha açıklama yapmak istedi.
“Yoldan keyif almaya bakarsan kolaylaşır işimiz. Orman senin düşmanın değil. O da sana göre şekil alıyor,” dedi.
Almina derin bir nefes aldı. Ardından tekrar ayağa kalkıp ilerlemeye başladı. Gerçekten tilkinin dediği gibi çevreyi inceleyip, yolun keyfini çıkarmaya çalıştı. Orman da onunla savaşmayı kesmişti sanki. Daha önce fark etmediği ne çok ilginç şey vardı! Anneannesinin bahçesinde olanlardan çok daha farklı çiçekler ve bitkiler yaşıyordu ormanda. Yerde binbir renkte çakıl taşları... Nemden ıslanmış, parıl parıl parlıyorlardı.
Üşümüştü, ıslanmıştı ama keyfi yerine gelmişti şimdi. O neşelendikçe ağaçlar da dans eder gibi salınmaya başladı. Çiçeklerin rengi daha bir canlandı. Rüzgâr ona yön göstermek ister gibi esiyordu. Tilkiyle birlikte rüzgârı takip ettiler.
En sonunda ilk girdiği patikanın başına gelebildiler.
Tilki “Benim yolum burada ayrılıyor. Seninle tanıştığıma çok memnun oldum,” diyerek koşmaya başladı.
Almina arkasından bağırdı: “Dur! Seninle bir daha karşılaşabilecek miyim?”
Tilki bir an durdu, kafasını ona çevirdi. Almina’ya bakıp, göz kırptı.
“Kim bilir?” dedikten sonra dönüp, hızla yoluna devam etti.
Almina eve geldiğinde üstü başı çamur içindeydi. Çok yorulmuştu ve tilki gibi acıkmıştı. Neredeyse akşam olmuştu. Anneannesinin yaptığı mis gibi yemeklerin kokusu geliyordu mutfaktan. Üstünü değiştirmek için odasına doğru gitti, yüzünde bir gülümsemeyle.
“Çok maceralı bir yaz beni bekliyor,” diye düşünüyordu.
*Bu etkinliği Betül Çakıroğlu hazırlamıştır.
KONU: Doğa sevgisini anlatıyor.
TEMA: Köyde geçirilecek yaz tatili ve ilk gün macerası.
ANAHTAR KELİMELER: Doğa, Orman, Köy, Anneanne, Yaz Tatili, Macera
KIPIR KIPIR DÜŞÜNCELER:
Geçen yaz tatilinde neler yaptınız? Hadi düşünelim.
Ormanda kaybolsanız hangi hayvanla karşılaşmak isterseniz? Neden?
Çevrenizde ya da bildiğiniz gezdiğiniz büyük bir orman var mı? İsmini hatırlıyor musunuz?
Yaz tatilinde yapmayı sevdiğiniz neler var?
Macera kitapları okumayı seviyor musunuz? Bunun nedeni nedir?
Ormanda neler olur? Hayvan, bitki, ağaç… Hadi konuşalım!
KIPIRDATAN ETKİNLİKLER:
Ormanda yön bulma için birtakım yöntemler vardır. Bir kâğıda alt alta yazalım!
Oryantiring diye bir kelime duydunuz mu? Duymadıysanız bu siteyi inceleyebilirsiniz.
Bir ormanda ağaçlar konuşsaydı sizce ne derlerdi?
Çay bitkisi nasıl toplanır? Nasıl içtiğimiz çaya dönüşür? Bunu araştıralım!
İçinde tilki geçen başka hangi öyküler biliyorsunuz?



Yorumlar