SİMGE'NİN ANAHTARLARI
- Vicdan Efe

- 15 Oca
- 4 dakikada okunur

Teneffüsten dersliğe koşturarak girmiştik. Simge saçlarını kaldırıp ensesindeki teri silerken birden bire çığlık attı.
“Anahtarlarım, anahtarlarım yok!”
Son sözcükle birlikte sesi de çatallanmıştı.
Üstündeki hırkayı aceleyle çıkardı, kolları ters olarak sıranın üzerine bıraktı. Tişörtünün yakasını çözüp boynunu kontrol etti.
“Uff, yok işte, yok!” diyerek ağlamaklı oldu.
Teneffüs bitiminde dersliğe ilk olarak ikimiz gelmiştik. Başka kimse yoktu.
“Sakin ol,” dedim. “Nereye koymuştun, çantana bile bakmadın daha. Kaybettiğini nasıl anladın ki?”
“Boynumdaydı. Siyah bir zincire takmıştı babam, kolye gibi yani.”
“Sabah evden çıkarken var mıydı?”
“Bilmiyorum, hep boynumda olur ama bugün bilmiyorum.”
Babamın ataması bu şehre çıkınca evimizi taşımıştık. Okulum da değişmişti. Daha önce küçük bir kasabada oturuyorduk. Buradaki yaşama alışamamıştım henüz. Her gün farklı şeyler görüyordum. Kimine şaşırıyor, kimini görmezden geliyordum.
Üçüncü sınıfa gidiyorduk. Anahtarla hiç işim olmazdı. Simge’nin anahtarları nereleri açıyordu? Kendi odasını mı, gizli bir sandığı mı, oyuncak dolabını mı? Kaybettiği için neden korkuyordu ki?
Şimdiye dek böyle bir şeyle karşılaşmamıştım.
Acaba Simge’ye sorsam mı? Boynunda neden anahtar taşıyorsun, desem mi? Olmaz, taşıyorsa bir nedeni vardır. Hem, şimdi bu sorunun yeri değil. Üstelik bilsem ne olacak? Arkadaşım anahtarlarını kaybetmiş, ilk işimiz onları bulmak olmalı.
“Öğretmenimize söylesek mi?” dedim.
“Hayır, hayır... Kimse bilmesin. Arayalım, her yere bakalım. Babamın haberi olursa bir daha anahtar vermez bana.”
“Bahçede düşmüştür belki?”
Havanın soğuğuna karşın tişörtüyle fırladı Simge. Hırkayı kaptığım gibi arkasından koştum. Okulun bahçesi betonla kaplıydı. Az önce kesilen yağmur, ıslaklığını koruyordu. Siyah zinciri kocaman alanda bulmak pek olası değildi.
“Anahtarlara odaklanalım, zincire değil,” dedim. “Onlar gümüş renginde, daha çabuk görünür:”
“Bir mıknatıs olsa?”
Simge, aklına mıknatıs düşüncesi gelir gelmez umutla söylemişti bunu. Sanki anahtarları bulmuş gibi kısacık bir sevinç dalgası geçmişti yüzünden.
Ders başlamıştı. Arkadaşlarımız pencereden adımızı sesleniyorlardı.
“Simgeee! Peliiin!”
İkimiz de başımızı kaldırıp bakmıyorduk. Bir an önce anahtarları bulmalıydık. Sınıf başkanımız Serpil, elindeki şemsiyeyle yanımızda bitti. Yağmur yeniden yağmaya başlamış, onu bile fark etmemişiz. Öğretmenimiz göndermiş Serpil’i. “Arkadaşların bir şey kaybetmiş olmalı, gelsinler, sonra birlikte ararız. Üşütüp hasta olmasınlar,” demiş.
Gözümüz yerde, şemsiyenin altına sığındık üçümüz. Sınıfın yolunu tuttuk.
Öğretmenimiz kapıda karşıladı. Kollarını açarak, “N’oldu çocuklar, ne arıyorsunuz?” deyince Simge yüksek sesle ağlamaya başladı. Dudakları sarkmıştı, hıçkırıyor, söyledikleri anlaşılmıyordu. Öğretmenimiz bana sınıfa girmem için işaret etti. Kendisi Simge’yle birlikte merdivenlerden indi.
Arkadaşlarım çevreme toplanıp ne aradığımızı sorsalar da bir şey söylemedim. Simge bilinmesini istemiyordu çünkü. Hem… Anahtarı neden taşıyordu Simge? Benim aklımı da bu soru kurcalıyordu.
On dakika sonra öğretmenimizle birlikte kapıdan giren Simge’nin yüzü gülüyordu. Gelip yanıma oturdu. Saçlarını kaldırarak ensesini havalandırdı.
Fısıltıyla, “Evde unutmuşum, öğretmenim annemi aradı,” dedi. “Annem işe giderken okula bırakacakmış ama aceleyle çıkınca kalmış,” derken gözleri parlıyordu.
Bu olay nedeniyle Simge’yle aramızda daha sıkı bir bağ oluşmuştu. Yine de anahtarlarla ilgili herhangi bir şey sormamıştım. Olağan bir durum olarak karşılamıştım. Bu şehirde böyle bir gelenek vardı anlaşılan. Bütün çocuklar mı böyleydi acaba? Ben neyi kilitleyip nelerimi saklayacaktım?
Dersler bitince eve döndüm. Okullar açılınca kasabadan gelen babaannem sıcacık gülüşüyle açtı kapıyı. Sessizce içeri geçtim. Birlikte kaldığımız odaya gittim doğruca. Kapıdaki anahtara baktım. Kilitlesem mi? Yok, olmaz ki! Simge’nin kendine ait odası vardır mutlaka. Babaannem gelmeseydi, benim de hem odam hem anahtarım olurdu… Şehirli bir kız olmak istiyorum ama ne zaman?
Birkaç gün sonra okul çıkışı birlikte onlara gittik. Anahtarların sırrını öğreneceğim için çok heyecanlıydım. Kimbilir ne harika bir odası vardı! Eve yaklaştıkça merakım artıyordu. Simge, boynundaki zincirin ucundaki anahtarın biriyle apartman kapısını açtı. Dördüncü kata çıkan merdivenleri tırmandık. Ben onun zili çalmasını beklerken boynundaki ikinci anahtarla daire kapısına uzanırken,
“Annem çok yoğun çalışıyor, eve geç geliyor,” dedi bana bakmadan. Beynimde bir yerler çatırdadı. Eğer yüzüme baksaydı allak bullak olduğumu fark edecekti. Daha çok şeye şaşıracaktım, bizimki kadar küçücük eve girince.
Ablasıyla birlikte kullandıklarını söylediği oda, yer kazanmak için camla kapatılmış bir balkondu!
Anahtarın sırrı, düşüncelerimle birlikte yıkılmıştı.
*Bu etkinlik Tuğçe Sarsılmaz Köksel tarafından hazırlanmıştır.
KONU: Kırsaldan yeni taşınmış bir çocuğun, arkadaşının kaybolan anahtarları üzerinden şehir yaşamı ve çocuklukla ilgili düşüncelerini değiştirmesini anlatıyor.
TEMA: Taşınma, şehir yaşamı, değişim
ANAHTAR KELİMELER: Taşınmak, yeni, arkadaşlık, okul, anahtar, kendi odası.
KIPIR KIPIR DÜŞÜNCELER:
Bir anahtar her zaman güzel bir şeyi mi açar?
Çocuklar ne zaman büyümüş sayılır?
Herkesin sorumlulukları aynı mı olmalı?
KIPIR KIPIR ETKİNLİKLER:
ANAHTAR NEREYİ AÇIYOR
Öğretmen öğrencilerini rahat hareket edebileceği bir alana toplar. Hareketli müzik eşliğinde herkes dans eder. Öğretmen müziği durdurup elinde tuttuğu ip ya da zincire bağlı anahtarı gösterir. Müzik başladığında anahtarın elden ele dolaşacağını belirtir. Herkes müzik çalarken dans eder ve anahtarı elden ele dolaştırır. Müzik durduğunda ise anahtar kimde kalırsa o kişi bu anahtarın nereyi açmasını istiyorsa orayı söyler. Gizli odamın anahtarı- Günlüğümü sakladığım sandık anahtarı- kütüphane anahtarı gibi.
HANGİ KAPIDA NE VAR
Öğretmen herkese bir kâğıt dağıtır. Kâğıt ikiye katlanır. Öğretmen öğrencilerinin hayal ettiği kapı resmini kâğıdın dış kısmına çizmesini ister ve içine “Kapının açtığı şey ne?” “Orada neler var?” “Kimler var?” “Nasıl bir hayat var?” gibi detayları çizmesini ya da yazmasını ister. Sonra bütün kağıtlar toplanır ve karışık bir şekilde kağıtlar başka kişilere dağıtılır. Kimsenin kâğıdı kendisine gelmemelidir ve kâğıdın içi açılmamalıdır. Kâğıdı ikinci alan kişi çizilen kapıya bakar ve içinde ne olacağını hayal eder. En arkada kalan boş sayfaya çizer ya da yazar. Tüm sınıf çember halinde toplanır herkes kendi kağıdını alır ve kendi yaptığı ile arkadaşının yaptığını karşılaştırır. Öğretmen yönlendirmesi ile üzerine konuşulur.



Yorumlar