MARSTAKİ İLK SAHTU
- Nalan Yılmaz

- 13 dakika önce
- 7 dakikada okunur

Kargo mekiğinden uzaktaki güvenli alanda duran robot-işçi G410 telsizden yapması gereken anonsu yaptı.
“Yükleme bitti kaptan.”
Anonsu duyan pilot Nima, emniyet kemerini bağladı. Görevi, koli ve çeşitli paketler taşımak olan mekikte pek çok bölme vardı. Bölmelerin arasında da uçuş sırasında kilitli olması gereken kapaklar vardı. Pilot, uçuş öncesi kontrollere başladı. Sıra kapaklara gelmişti. Önündeki panelde bulunan büyük düğmeye bastı. Kontrol panelindeki ışıkların hepsi söndü ama biri hâlâ yanıyordu.
“Beş numara açık kalmış,” diye söylendi. Kumanda tuşuna tekrar bastı ama işe yaramadı. Işık hâlâ yanıyordu. Tasarruf önlemleri nedeniyle mekikte sadece kendisi vardı. Uçuşlarda, artık yardımcı pilot çalıştırılmıyordu. Sorunlu kapağın yanına kadar gidip durumu saptamak onun göreviydi.
“Kargoyu da pilotlara yükletin oldu olacak,” diye söylene söylene kalktı yerinden.
Koltuğunun arkasındaki kapıdan geçerek mekiğin yükleme alanına gitti.
Güvenli alana geçmiş olan Robot-işçi G410’u telsizle yanına çağırdı. K-5 kapağının sinyalinin yandığını söyledi.
Oysa G410, kapakların hepsini kontrol ettiğinden emindi. Birlikte sorunlu kapağın yanına gittiler.
“Bak, kapak kilidi tam oturmamış,” dedi Nima.
“Tuhaf, çok tuhaf,” dedi G410. “Her zamanki gibi elimle kontrol etmiştim,” dedi, kapağı kapattı.
Hızla, kalkış pistinden uzaklaşıp güvenli alana geçti.
Kabindeki yerini alan Nima, seyir defterini açtı. K-5 kapağının açık kaldığını, kalkışın bu nedenle 8 dakika geciktiğini yazdı. Yakıt düzeyini kontrol etti. Neyse ki bu kez tam depo zenginleştirilmiş uranyumla yola çıkacaktı. Oksijen ölçüm cihazı başta olmak üzere kabin içi diğer kontrolleri de tamamlayınca aklına filmler geldi. Uzun sürecek yolculuk boyunca 19. Yüzyılda çekilmiş Charlie Chaplin filmleri izleyecekti.
Saç lastiği için elini cebine attı. Lastiğin bir kâğıt parçasına sarılmış olduğunu gördü. Kâğıtta “Anneciğim seni çok seviyorum,” yazısını görünce gülümsedi. Kızını görüntülü aradı, “Notunu aldım, ben de seni seviyorum güzel kızım. Hemen gitmem gerekiyor,” dedi öpücük yolladı. Saçlarını atkuyruğu yaparak topladı, kaskını taktı. Yolculuk için ateşleme başlayabilirdi.
Mekik sarsıntıyla gökyüzüne fırladığında K-5 bölmesinde, Mars’a ulaşacak paketler arasında beklenmedik iki davetsiz konuk vardı.
Biri, sol gözü parçalanmış Lotus isimli robo-dadıydı. Hasarlı gözünün üstüne, kalp şeklinde kesilmiş, kırmızı renkli kâğıt yapıştırılmıştı. Bu haliyle robot çok şirin görünüyordu. Yıllarca dadılık yapmış, pek çok çocuk büyütmüştü. Birkaç hafta önce, çalıştığı evdeki çocuklar tarafından, eğlence olsun diye hırpalanmış, gözü ve yanağı hasar görünce çöplüğe atılmıştı. Neyse ki robotlar öfke, nefret gibi duyguları bilmezlerdi. Böylece o, çocuklara olan sevgisini hiç kaybetmemişti.
Diğer kişiyse Kızılderili* Hanok’tu. Yaşadığı felaket sonucu Dünya’dan çok uzaklara kaçıyordu.
Saklandığı kutudan çıkarken güçlü bir fener ışığıyla karşılaştı. Kaçak bindiği için yakalandığını zannetti. Beti benzi attı. Çok korkmuştu. Sonra durum yavaş yavaş aydınlandı.
Kendinden başka gizlice mekiğe binmiş bir yolcu daha vardı. Üstelik insan değil robottu. Soran gözlerle bakınca Lotus, parmağındaki ışık kaynağını Hanok’un üstünden çekti,
“Merhaba, ben robo-dadı Lotus. Sen kimsin?”
“Hanok.”
“Niye buradasın Hanok? Polisten mi kaçıyorsun?”
“Hayır, hayır suç falan işlemedim.”
Çocuğun korktuğunu anlayınca üstüne gitmek istemedi Lotus.
“Tamam, önce ben kendimi tanıtayım. Sonra da sen anlat.
Yüz yıl önce yapıldım. O zamanlar bütün dikkatler üzerimdeydi. Dünya’da haber olduğumda, pek çok ülke insanı beni yakından görmek istemiş, televizyon programlarına davet etmişti. Ne güzel günlerdi.”
“Yüz yaşında mısın? Hiç göstermiyorsun.”
“Çok naziksin. Teşekkür ederim. Artık kimse yaşlı, hasarlı bir robotla ilgilenmiyor. Düşünebiliyor musun ellerinden gelse beni yok edeceklerdi. Bu yüzden kaçmak zorunda kaldım!”
“Onarmayı düşünmediler mi?”
“Düşündüler de ben istemedim. Yeni yazılım yükleyeceklerdi. Her şeye sıfırdan başlayacaktım. Yüzüm de onarılırdı. Belleğimdeki bilgiler tazelenirdi. Pek çok yeni bilgi eklenirdi. Gençleşirdim ama doğrusunu istersen bunları hiç istemedim. Yeni yazılım demek, beynimin sıfırlanması demek. Oysa ben yüzlerce küçük çocuğa dadılık yaptım. Acı, tatlı binlerce anı var belleğimde. Onlardan vazgeçmek istemiyorum.”
Hanok onu ilgiyle dinliyordu. Karşısındaki robot değil de sanki büyükannesiydi. Sesi, bakışları onun gibi sevgi doluydu.
“Büyüttüğüm çocukları bir daha hiç hatırlamayacak olmak feci bir şey. Benim gibi eski robotlar için iki seçenek vardır. Ya yeni yazılım yükler ya da demir fırınlarında eritirler. Söylesene kim ister böyle sonu! Ha hafızam silinmiş ha bedenim yok edilmiş. İkisi de aynı şey değil mi?”
“Sen de kaçtın bu yüzden öyle mi?”
“Kaçtım tabii. Sen olsan ne yapardın? Mars’ta yaşam koşullarının çok daha iyi olduğu söyleniyor.”
Hanok, bakışlarını yere eğdi. Bir robotla aynı kaderi paylaşacağı hiç aklına gelmemişti.
“Desene aynı durumdayız.”
“Sen neden kaçıyorsun Dünya’dan? En fazla on üç, on dört yaşında gibisin.”
“Kaçmıyorum. Halkım için gidiyorum Mars’a. Onlara büyük bir gurur yaşatmak için. Biliyor musun bazen şansa inanıyorum. İkimiz de aynı yere gitmek için yola çıkmışız. Yüzlerce kargo mekiği var ama ikimiz aynı yerdeyiz. Sence de ilginç değil mi?”
“Haklısın ama niye buradasın? Anlat bana Hanok. Hadi ben robotum ama sen insan olarak haklara sahipsin. Örneğin yaşama hakkın var ve devletler çocukları korumakla görevlidir.”
“Öyle mi?”
“Evet. Çocuk Hakları Sözleşmesinde yazıyor bu madde. Bizim devletimiz de imzaladı sözleşmeyi ama robotları koruyan hiçbir yasa maddesi yok. Bizler için sadece yasaklar var. Robotlar şunları yapamaz, bunları yapamaz…”
“Annem bundan hiç söz etmemişti. Demek devlet beni korumakla görevli.”
“Sadece çocukları değil, tüm halkını koruyup kollamak zorunda. Belki de bilmiyordu bunları annen.”
“Belki de. Peki, madenlerde ölenler için ne düşünüyorsun?”
“Yıllar önce çözdüler o sorunu. İnsanları değil bizleri çalıştırıyorlar biliyorsun.”
“Ama bizim köyde madene insanları indirdiler. Çünkü yeraltının tozlu koşullarında robotlar çabuk bozuluyormuş. Bu da çok pahalıya mâl oluyormuş. Maden şirketi de daha ucuz diye bizim köyün insanlarını çalıştırmış. Robotları da insanları denetlemekte ve çıkan madenleri kamyonlara yükletmekte kullanmışlar.
Babamla ağabeyim madende çalışırken hastalandılar. Onları tedavi ettirmek için ailecek şehre, teyzemin yanına gittik. Hastalarımızı hemen hastaneye yatırdık. Meğer madende radyasyon sızıntısı varmış. Durum anlaşıldığında iş işten geçmiş, radyasyon tüm köyü etkilemişti. Bizimkiler gibi zarar gören, hastalanan çok kişi vardı. İşte ben halkımın durumuna dikkat çekmek için gidiyorum Mars’a. Orada da aynı hatalar tekrarlanmasın diye, yeryüzüne, tüm insanlığa sesleneceğim. Kızılderili bir genç olarak, tarihe adımı yazacaklar ama bu kez yok edildiğim için değil, hayatta kalmayı başardığım için.”
“Büyük cesaret Hanok! Seninle gurur duyuyorum. Daha kim bilir neler anlatacaksın, çok merak ediyorum ama ışığımı kapatıp enerji depolamak zorundayım. Bataryam hep dolu olmalı. Robotlar yaşlanınca enerjileri çabuk tükeniyor. Sen de dinlen. Bedenine enerji depola. Kalkınca devam edelim konuşmamıza. Daha çok uzun saatler buradayız,” deyip uzandı ve ışığını kapattı.
Hanok uyanınca yiyecek şeyler bulmak ümidiyle bazı kargo kutularını açtı. Yüzü aydınlandı. İçlerinde su, muz, bisküvi ve paketlenmiş ekmek buldu. Hızlı hızlı yemeye başladı.
Lotus, eklem yerlerine yağ damlatırken konuştu.
“Uyumadan önce anlattıklarını düşünüyorum. Birkaç yıl önce haberlerde duymuştum senin söylediklerini. Dediğin gibi o madencilerin çoğu kısa sürede hastalanmıştı. Hatta bir köyden söz etmişlerdi haberde. Dur bakayım… Adı dilimin ucunda. En çok orada yaşayanlar zarar görmüştü.”
“Sahtu Köyü, ben oralıyım.”
“Evet, Sahtu’ydu.”
Lotus, çocuğa sarıldı. Robot, tıpkı annesi gibi şefkatle kucaklamıştı onu. Hanok, annesinin kokusunu anımsadı. Gözleri doldu.
“Bu durumda delikanlı seni Mars’a sağ salim çıkarmak şart oldu. Ancak merak ediyorum, kimseye görünmeden kapsüle nasıl girebildin?”
Muzip bir gülümseme belirdi Hanok’un yüzünde.
“Kendimi teyzeme kargolattım. Kutunun üstüne de “Yeni Mezopotamya*-MARS etiketi yapıştırdık.”
“Sen düşündüğümden de zekisin Hanok. Bakalım insan ırkı Yeni Mezopotamya’da dünyada yaptığı yanlışları tekrar edecek mi? Bunu zaman gösterecek. Hadi şimdi güzelce uyuyalım. Gideceğimiz yerde enerjimiz tam olmalı.”
Uyandıklarında Lotus’un şarjı dolmuş, Hanok da iyice dinlenmişti.
“Tahminime göre Mars’a varmamıza çok az zaman kaldı. Hadi şimdi gir bakalım kutuya. Kapağını zımbalayayım.”
“Seninle konuşmak bana iyi geldi. Her şey için çok teşekkür ederim. Bir şey daha söylemek istiyorum. Gerçek adım Sahtu. Belki de Mars’taki ilk Sahtuluyum!” dedi ve kutunun içine kıvrıldı.
“Şimdi dikkatle beni dinle. Buluşma yerimizi söyleyeceğim. Yeni Mezopotamya’da seninle Cennet’te buluşacağız tamam mı?”
“Desene cennet gibi dünyamızı zindana çevirip uzaya sahte cennet kurmuşlar!”
“Sen sadece akıllı değil komiksin de,” dedi Lotus gülerek. “Güzel haber, bu kapsül doğrudan Cennet’e gidiyor, bak…” diyerek ışığını diğer kutuların üzerine yapıştırılmış etiketlere tuttu.
“Cennet Yaşam Alanı – Yeni Mezopotamya – MARS,” yazıyordu hepsinde.
“Seni Cennet’in büyük kapısında bekleyeceğim. Önünde üç boyutlu yerküre var. İnsanlar nereden geldiklerini unutmasınlar diye yapmışlar. O küre sayesinde buluşma yerimizi kolayca bulabilirsin.”
“Bir sorum daha var. Mars’ta da Çocuk Hakları Sözleşmesi geçerli mi?”
“Elbette geçerli. Hadi bakalım, hazırsan kapatıyorum kutunun kapaklarını.”
Lotus, Sahtu’nun içine girdiği koliyi güzelce paketledi. Etikete ‘Cennet Yaşam Alanı’ sözcüklerini ekledi. Kendi de geldiği kutuya girdi ve parmağındaki aparatla kutunun kapağını içeriden zımbaladı. Bu çocuğu sevmişti. Onunla geçecek Mars günlerini iple çekiyordu.
Sahtu, kutunun içinden seslendi.
“Biliyor musun, yolculuğun en güzel yanı seni tanımaktı. Bana inandığın, dostluk gösterdiğin için çok teşekkür ederim.”
“Ben de seni tanıdığıma çok mutluyum Sahtu. Cennet’e varmamıza az kaldı. Hazırlayacağın konuşma metni, insanları etkilemeli, derinden sarsmalı. Bence şimdiden düşünmeye başla söyleyeceklerini.”
“Tamam Lotus, güven bana. Öyle bir konuşma yapacağım ki hem Dünya’da hem Mars’ta yer yerinden oynayacak.”
*Bu etkinlik Nilüfer Dinç Demirok tarafından hazırlanmıştır.
KONU
Radyasyon felaketinden etkilenen köyünün sesini duyurmak için Mars’a kaçak yolcu olarak giden Hanok (Sahtu) ile hurdaya ayrılmak istemeyen robot dadı Lotus’un kargo mekiğinde karşılaşmaları, birbirlerine destek olmaları ve daha iyi bir gelecek için kurdukları dostluğu anlatıyor.
TEMA: Dostluk, Dayanışma, Hak Arayışı, Umut ve Yeni Başlangıçlar.
ANAHTAR KELİMELER
Mars, Uzay Mekiği, Robot, Dostluk, Çocuk Hakları, Çevre Bilinci, Dayanışma, Sahtu, Umut, Yeni Mezopotamya.
KIPIR KIPIR DÜŞÜNCELER
1. Sence robotların kalbi olur mu? Lotus, bir robot olmasına rağmen çocukları çok seviyor ve Hanok’a şefkat gösteriyor. Sence hissetmek için sadece etten ve kemikten mi olmak gerekir? Yoksa sevgi, programlanabilen bir şey midir?
2. Kahramanımız önce adının Hanok olduğunu söylüyor ama sonra gerçek adının Sahtu olduğunu açıklıyor. Sence neden başta gerçek ismini saklama gereği duydu? Senin isminin özel bir hikâyesi var mı? Sınıfta arkadaşlarına anlatmaya ne dersin?
3. Öyküde Çocuk Hakları Sözleşmesi'nden bahsediliyor ama robotların hakkı olmadığından yakınılıyor. Gelecekte robotlarla birlikte yaşarsak, onlar için de haklar olmalı mı? Neden?
4. Sahtu, Mars'a vardığında tüm insanlığa sesleneceği bir konuşma yapacağını söylüyor. Sen onun yerinde olsaydın, insanlara Dünya hakkında hangi uyarıyı yapardın? Neler söylemek isterdin? Sahtu'nun Mars'taki kürsüye çıktığını hayal et. Elinde bir mikrofon var ve bütün evren onu dinliyor. Onun yapacağı konuşmayı sen yaz! İnsanlara doğayı korumaları ve birbirlerini sevmeleri için neler söylerdin?
KIPIR KIPIR ETKİNLİKLER
1: Robot Lotus'u Tasarla!
Hikâyede Lotus'un sol gözünde kalp şeklinde kırmızı bir yama olduğundan bahsediliyor. Hayalindeki Robo-dadı Lotus'u bir kâğıda çiz. Ona eklemek istediğin başka özellikler var mı? Örneğin; masal anlatan bir hoparlör, ısıtan eller gibi. Çizimini boyayarak renklendirebilirsin.
2: Mars Pasaportu Hazırla
Sen de Yeni Mezopotamya'ya giden bir yolcu ol ve kendine bir Mars pasaportu hazırla. İçine fotoğrafını çiz, adını, doğum tarihini yaz. Görevim kısmına Mars'ta ne yapmak istediğini yaz. Örneğin bu görevler bitki yetiştirmek, su bulmak, robot tamir etmek olabilir.
3: Kutudan Çıkan Sürpriz
Evdeki boş bir ayakkabı kutusunu veya koliyi al. İçine, uzun bir uzay yolculuğuna çıkacak olsan yanına alacağın en önemli 3 eşyanın resmini çizip koy. Unutma, yerin çok az! Neden bu 3 eşyayı seçtiğini arkadaşlarına veya ailene anlat.



Yorumlar