top of page

ZİRKO ATEŞİN İZİNDE

  • Yazarın fotoğrafı: Sinem Çelikten
    Sinem Çelikten
  • 2 gün önce
  • 6 dakikada okunur
Resimleyen Ecem Özaşkınlı
Resimleyen Ecem Özaşkınlı


Bir varmış, iki yokmuş. Üç çokmuş. Dört azmış. İnsanlar sayı, hayvanlar harfmiş. Çiçekler açmış, bulutlar kıskanmış. Masallar gerçek, gerçeklerse masalmış.

Şekerlerin tuzlu, bademlerin buzlu olduğu bu şehirde, yine bir gün sabah olmuş. 

Zirko, her gün olduğu gibi o sabah da çalıştığı fırına gitmek için erkenden yola koyulmuş. Ustasına yardım etmiş, çöreklere şekil vermiş ve onları odun ateşiyle çıtır çıtır yanan fırına özenle yerleştirmiş. Küçüklüğünden beri ateşi izlemekten büyük keyif alırmış. Ona göre, kırmızı ve sarı alevlerden giysisiyle bir kadın dans edermiş ateşin içinde. Alevler bazen yükselip bazen alçalır, bazen de kol kola girip birbirlerinin üstünden atlayarak harika gösteriler yaparmış. 

Zirko daha üç yaşındayken anne ve babasını çalıştıkları fabrikada çıkan bir yangında kaybetmiş. Bu nedenle onu büyükannesi büyütmüş. Yanan ateşin içinde, birkaç sararmış fotoğraftan gördüğü anne ve babasının yüzlerini anımsamaya çalışırmış. Ne de olsa anne babasını alevler yutmuş. “Ne olur ateş biraz dansa ara verip onları da gösterse?” diye düşünürmüş. İşte böyle hayallere dalıp gittiği sırada ustası ensesine hafifçe bir tokat atar, şakacı ve güleç bir sesle “Uyan Zirko uyan, sabah olalı çok oldu,” dermiş.

Zirko, o gün de pişen çörekleri okul saatine değin satmak için tablasına yerleştirmiş ve bir öncekinden farkı olmayan yeni güne başlamış. 

“Tazecik çöreklerim vaaar. Sıcak sıcak fırından yeni çıktı,” diye seslenerek sokakları gezmeye koyulmuş.

Şehir daha yeni uyanıyor, dükkânlar yavaş yavaş açılıyor, sokaklarda yaşayan fareler, kediler ve köpekler yerlerini insanlara bırakıyormuş. 

O sırada kaldırımın kenarında simsiyah uzun elbisesiyle oturan, yaşlılıktan sırtı iki büklüm olmuş, bembeyaz saçlı bir kadın gözüne ilişmiş Zirko’nun. Meraktan yanına gitmiş ve seslenmiş.

“Günaydın efendim. Ben Zirko. İyi misiniz acaba, merak ettim,” demiş.

Kadın başını kaldırmadan gizemli bir sesle konuşmaya başlamış.

“Evet biliyorum. Seni bekliyordum zaten. Şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle. Ben birinci haberciyim. Buraya çok uzak bir yerden sırf bu haberi sana ulaştırmak için geldim. Bunu yalnızca bir kez söyleyeceğim, o yüzden çok iyi dinle. Çünkü beni bir daha görmeyeceksin,” demiş.

Zirko şaşkınlık içinde yaşlı kadını dinlemeye devam etmiş. Kadın bilmece gibi konuşmuş.

“Gün geceye dönecek. 

Gökte dolunay ve yanında pembe bir hilal belirecek.

Tüm ateşler sönecek.

En temiz kalp, ateşin oğullarından birini geri getirecek.”

Kadın başını kaldırmış, beyaza yakın açık mavi gözleri ile Zirko’ya bakmış ve “Hoşça kal” dedikten sonra yavaşça silinerek yok olmuş.

Zirko korku ve şaşkınlıktan ağzı açık şekilde çevrede bunu gören başka birileri var mı diye bakınmış. Yakınlarda, güneşte yalanan miskin bir kediden başkası yokmuş.

Akşama dek bu olayın etkisinde kalmış, sabah gördüğü kadının, hayal mi gerçek mi olduğunu düşünüp durmuş ve gece zorlukla uykuya dalmış. Güneş dağların arkasına çekildiğinde, gümüş renginde dolunay gökyüzünü aydınlatmış. O sırada ayakta olanların şaşkın bakışları altında pembe bir hilal gökyüzünde belirmiş. Zirko uykuda olduğundan bu mucizeye tanık olamamış. Sabah olduğunda yine erkenden kalkıp fırına koşmuş.

Fırıncı, telaş içinde oradan oraya koşuyor, durmadan fırına odunlar taşıyor ve bir yandan da sesli sesli söyleniyormuş. 

Zirko fırıncıya “Günaydın ustam. Neyin var, nedir bu telaşın?” diye sormuş. 

“Olacak şey değil. Fırını yakamıyorum. Geldiğimde korlar bile sönmüştü. Çakmak çalışmadı. Ateş yakmak için mağara adamları gibi taşları birbirine sürttüm, bana mısın demedi. Anlamadım gitti. Sanki yer yarıldı ateş içine girdi. Yahu bir de sen denesene. Ben mi yapamıyorum acaba?” demiş fırıncı. 

Zirko da boşuna bir çabayla ateşi yakmaya çalışmış ama başarılı olamamış. O sırada şehirdekiler de yavaş yavaş sokağa dökülmeye, sobaların, ocakların ateş almadığını anlatmaya başlamışlar. Herkes bir ağızdan konuşuyormuş ve şehri bir uğultu kaplamış. 

Tam o sırada gökyüzünü nereden geldiği belirsiz gri renkli bulutlar sarmış. Ardından elmas gibi yağmur damlaları metalden bir güneşliğin üstüne düşerek şarkı söylemeye başlamış.

“Ateş hepinize küstü.

Acaba onu kim üzdü?

Ama almalı önce bir başkasının gönlünü,

Sonra bulmalı ateşin oğlunu,

Yarayı, yarayı açan iyileştirir,

Adı Zirko olan bu işe yetişir.

Rüyasını anımsasın,

Zaman kaybetmeden yola çıksın.”

Bütün gözler kendisine dönünce Zirko ne yapacağını şaşırmış, ellerini iki yana açıp susmuş. Ayaklarını sürüye sürüye düşünceler içinde evine dönmüş.

Yağmurun şarkısı gerçek olmuş ve o gece Zirko rüyasında ikinci haberciyle karşılaşmış. Haberci ona, kuzey ormanlarında yaşayan ejder kanı ağacını bulmasını, anlatacaklarını dinlemesini ve ağacın kan renkli özsuyundan almasını söylemiş.  Ardından da Olimpos Dağı’na giderek dağın altında hapsolmuş Şimera ejderinin ateş çocuklarından birini alarak yeniden şehre getirmeliymiş. 

Zirko sabah olup uyandığında, hayatın tekdüzeliğinden sıkıldığı günleri özlemle anmış. Bu nasıl bir işmiş? Küçücük bir çocuk için bu çok zor bir görev değil miymiş?

Çaresiz yol için hazırlanmış, büyükannesi ile vedalaşıp kuzey ormanlarına doğru yola çıkmış. Sık ormanın içinde zorlukla ilerlemiş. Ejder kanı ağacının yerini ormandaki hayvanlara sormuş. Kimse ağacın nerede olduğunu bilmiyormuş. Bilge baykuş, “Bu ağaç ancak kendisi bulunmak isterse bulunur,” demiş.  Zirko zaman zaman umutsuzluğa kapılır gibi olsa da ağacı aramaktan hiç vazgeçmemiş. 

Bir gün karşısına yaralı bir geyik çıkmış. Beceriksiz bir avcının kurşunu zavallının karnını sıyırıp geçmiş. Zirko elindeki gereçlerle geyiğin yarasını sarmış ve ona su vermiş. Ağacı bulmayı geciktirecek olsa da yardıma gereksinim duyan bu güzel canın yanından, o iyileşene dek ayrılmamış. Geyik iyileşince Zirko’yu sırtına almış ve birlikte daha hızlı ilerlemişler. Yol üstündeki pınarlardan su içip, mantar ve böğürtlenlerle karınlarını doyurmuşlar. Yağmurda ıslanıp, güneşte kurumuşlar. Derken ufukta o güne dek görmediği tuhaflıkta bir ağaç görünmüş. Gri gövdesinden damara benzeyen dallar uzanıyor, ucunda dikenli yeşil yapraklar bulunuyormuş. Şemsiyeye ya da kocaman bir mantara benziyormuş. Gövdesinden ise incecik kan renginde bir özsu akıyormuş.  

Zirko sevinç içinde bir çığlık atmış. 

“İşte, işte orada! Ejder kanı ağacı bu. Dostum, bulduk onu sonunda!” demiş geyiğe ve koşarak ağaca sarılmış.

“Sevgili ağaç, seni o denli uzun zamandır arıyorum ki!  Seni bulduğuma nasıl sevindim bilemezsin. Öz suyundan bana biraz verir misin?”

Ejder kanı ağacı öfkelenmiş.

“Ah siz kendini bilmez insan soyu. Hep istersiniz, hep istersiniz. Ne denli bencilsiniz. Yakar, yıkar yok edersiniz. Bu orman çok yücedir ama yine de sizin sorumsuzluğunuzdan, hırsınızdan çekinir. Kaç kardeşimiz sizin baltalarınız ve yakıp söndürmediğiniz ateşlerinizle yok oldu. Lanet olsun ateşinize, dedik ve duamız kabul oldu. Değil kanımı, günahımı vermem artık size.”

Zirko o anda her şeyi anlamış. 

“Ulu ağaç, güzel ağaç. Haklısın elbet. Yanlış yaptık çoğumuz. Anlıyorum seni. Senin gibi ben de vaktiyle kızgındım ateşe. Anamı babamı benden aldı diye. Ama ona küsemem ki. Aşımı pişiren de o, kış vakti donmamayım diye odamı ısıtan da o. Ateşsiz bizler var olamayız. Söz veriyorum sana, daha dikkatli olacağız bundan sonra. Hem kan, temizlenmez ki kanla,” demiş.

Geyik de söze atılmış. Zirko’nun kendisine nasıl yardım ettiğini, iyileşene dek onu bırakmadığını, insanların iyi de olabildiklerini anlatmış.

Ejder kanı ağacı düşünmüş taşınmış, yapraktan başını kaşımış. Sonunda Zirko’nun içtenliğine inanmış. Kan rengi öz suyundan verip onları sevgiyle uğurlamış.

Zirko sevinçle zıplayarak bir kez daha ağaca sarılmış ve Olimpos Dağı’na doğru yola devam etmiş. 

Uzun ve zorlu yolculuğun ardından dağın eteklerine ulaştığında ufak yarıkların içinden ateşlerin çıktığını görmüş. Dağın altında tutsak olan ejder Şimera’ya seslenmiş. Ondan, donmakta olan ülkesine götürmek için ateş oğullarından birini kendisine vermesini istemiş. Şimera ağaçların lanetinden haberdarmış. O yüzden ancak onların izni ve de bu iznin bir kanıtı olursa ricasını karşılayacağını söylemiş. 

Zirko kanıt olarak ejder kanı ağacının özsuyunu çantasından çıkarıp Şimera’ya vermiş. Bunu gören Şimera, ikna olmuş ve ateş oğullarından birini Zirko’ya vermiş. Ancak oğluna iyi bakılması ve yalnızca iyi amaçlar için kullanılması konusunda söz istemiş. “Yoksa benim ateşim hepinizi yakar!” diye gözdağı vermiş.

Zirko bu koşulları kabul etmiş. Şimera’nın ateşten çocuklarından birini dikkatle yerinden almış, lambasının içine yerleştirmiş, onu yağmurdan, rüzgârdan dikkatle koruyarak şehrine getirmiş.

Zirko, meydana ulaştığında alkışlar içinde coşkuyla karşılanmış. Tüm insanlardan, ateşi çok daha dikkatle kullanacaklarına ilişkin söz aldıktan sonra, tören için yakılmak üzere yığılan odunları, Şimera’nın kutsal ateşi ile yakmış. Kırk gün kırk gece boyunca şarkılarla, danslarla ateşin geri dönüşü kutlanmış. Çörekler pişmiş, çocuklar gülmüş, nine ısınmış ve zümrüt orman korkusuzca büyümüş…

Masalımız da burada bitmiş. Bitmiş ama derler ki verdikleri sözleri ne değin tuttuklarını izlemek için Şimera’nın gözü hep üstlerindeymiş.


*Bu etkinliği Elif Bülbül hazırladı.

KONU: İnsanların dikkatsizliği ve doğaya verdikleri zarar nedeniyle ateşin şehre küserek sönmesini ve küçük fırıncı çırağı Zirko’nun, ateşi geri getirmek için çıktığı fantastik ve öğretici yolculuğunu anlatıyor.

TEMA: Doğaya saygı, sorumluluk bilinci ve bencillikten uzaklaşarak tüm canlılarla uyum içinde yaşamanın önemi.

ANAHTAR KELİMELER: Emanet (Sorumluluk), doğa sevgisi, ateş, uzlaşma 

KIPIR KIPIR DÜŞÜNCELER:

Bakış Açısını Değiştirmek: Ejder Kanı Ağacı'nın yerinde siz olsaydınız, insanların ateşi hor kullanması karşısında nasıl bir tepki verirdiniz? Sadece ateşi mi saklardınız yoksa başka yaptırımlarınız da olur muydu? 

Kayıp ve Telafi: Zirko’nun anne ve babasını ateşte kaybetmiş olmasına rağmen, ateşi kurtarmak için yola çıkması onun karakteri hakkında bize ne söyler? Nefret etmek yerine anlamayı seçmek neden önemlidir? 

Verilen Sözlerin Değeri: Masalın sonunda Şimera'nın gözünün hâlâ insanların üzerinde olduğu belirtiliyor. Sizce günümüzde insanlar bu masaldaki sözlerini tutuyorlar mı? Çevremize baktığımızda ateş ya da doğa bize hâlâ küskün olabilir mi? 

KIPIRDATAN ETKİNLİKLER:

Araştırma: "Doğanın Kanı" (Botanik Araştırması)

Masalda geçen "Ejder Kanı Ağacı" aslında dünyada gerçekten var olan bir ağaçtır. Bu ağaç nerede yetişir? Neden bu ismi almıştır? Tıpkı masaldaki gibi neslinin tehlikede olup olmadığını araştırabilirsin.

Oyun: "Ateşi Korumak" (İstasyon Oyunu)

Sınıf içinde bir parkur oluşturulur. Bir öğrenci elinde (Zirko gibi) sönmemesi gereken bir "ışık/lamba" (veya bir pinpon topu) taşır. Parkur boyunca "Rüzgâr", "Yağmur" ve "Bencillik" rollerindeki diğer öğrenciler engeller çıkarır. Amaç, ateşi zarar görmeden hedefe ulaştırmak ve yol üzerindeki "Yaralı Geyik" gibi yardım bekleyenlere durup yardım etmektir.


Yaratıcı Yazma/Çizim: 

Masalda birinci ve ikinci haberciler Zirko’ya yol gösteriyor. Üçüncü bir haberci olsaydı neye benzerdi? ve Zirko’ya doğayı koruması için hangi gizli bilgiyi verirdi? Bu iki sorudan yola çıkarak bir karakter tasarlayın ve onun bilmecesini yazın.



Yorumlar


İletişim
  • Instagram
  • Facebook

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

YAYIMCI: YAKIN KİTABEVİ İMTİYAZ SAHİBİ: LEVENT SALICI © 2021 KIPIRTI ÇOCUK DERGİSİ HER HAKKI SAKLIDIR. KAYNAK BELİRTİLMEK KOŞULUYLA YAZILARDAN ALINTI YAPILABİLİR. DERGİDE YAYIMLANAN TÜM ESERLERİN SORUMLULUĞU YAZARLARINA AİTTİR.

​SSS.-SİTE İÇİNDE ARADIĞIM METNİ NASIL BULABİLİRİM?

CONTROL+F TUŞLARINI AYNI ANDA TIKLAYIN. EKRANA GELEN BOŞ KUTUCUĞA ANAHTAR KELİMELERİ YAZIN. ÖRN. YAZAR İSMİ, BÖLÜM ADI, BAŞLIK VB. SONRA ENTER TUŞUNA BASIN. İLGİLİ KELİMELERİN OLDUĞU METİNLER RENKLENDİRİLMİŞ OLARAK EKRANINIZA GELECEKTİR.

bottom of page