top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıEsen Soydan Can

Göbeklitepe’nin sırrı

Güncelleme tarihi: 1 Haz 2023



“Şşşştt, Mısra! Kaç dakika kaldı?”

“Üfff Ömer, üçüncü soruşun bu ama! Bir daha sorarsan yanıtlamam bak. Yirmi beş dakika var.”

“Mısracım, konuşma kızım!”

Konuşan yine ben oldum işte. Öğretmenim Ömer’in soru bombardımanını fark etmez hiç. Ne zaman ona cevap versem,

“Dersi dinle Mısra! Tahtaya bak Mısra! …”

Ömer’e sert bir bakış attıktan sonra öğretmeninim anlattıklarını dinlemeye devam ettim.

“Nerde kalmıştık çocuklar? Evet, evet hatırladım. Göbeklitepe, on iki bin yıl önce kurulmuş dünyanın ilk tapınağı demiştim. Şanlıurfa’nın Örencik Köyü yakınlarındaki bu kültürel hazine, insanların ilk kez bir arada yaşamaya başladığı yer. Neolitik çağa ait olan bu arkeolojik sit alanında devasa T biçiminde sütun taşlar, heykeller, üzerlerinde hayvan sembolleri olan dikilitaşlar bulunuyor. Taşlarda yılan, tilki, domuz, akrep, örümcek, turna, leylek gibi hayvan kabartmaları var. Semboller, tapınağın hangi amaçla ve nasıl yapıldığı hâlâ esrarını koruyor. Göbeklitepe birçok sır barındırıyor çocuklar ve bu sırları çözmek için arkeologlar kazı çalışmalarına devam ediyor. Hatta bazı bilim insanları Göbeklitepe için cennetten bir tapınak tanımı bile yapıyor.”

Öğretmenimizin anlattıkları karşısında büyülenen Cesur Beşliler Takımı’nın üyeleri olarak göz göze geldik ve başparmaklarımızı kaldırarak anlaşmamızı yaptık. Ders zili çalar çalmaz okulun kapısında buluştuk.

“Cesur Beşliler Takımı yeni bir maceraya hazır mı?” diye sordu Asil.

Daha önce mahallemizde oturan Bayan Kocaburun’un evindeki zaman saati ile gelecekteki Beyoğlu’na ve Mısır’a seyahat etmiştik. Sıra Göbeklitepe’deydi. Beş kafadar, cumartesi günü Kocaburun’ un evinin önünde buluşmak için çoktan sözleşmiştik bile.

...

“Önce ben giriyorum balkondan arkadaşlar. Kocaburun’u salonda görmezsem ardımdan geliyorsunuz. Mısra, Asil, Ömer, Nazlı! Bu sırayla! ” dedi Ender.

Ender’in işaretini görür görmez sırayla balkona tırmandık ve salona girdik. Etrafta ne Kocaburun ne de kedisi Papirüs vardı. Zaman saatinin olduğu kutuyu açtım. Saate, Göbeklitepe Neolitik Çağ yazdım. Bir toz bulutu kalktı yerden. Hortuma dönüşen rüzgâr bizi içine aldı. Döndürdü, döndürdü. Gözlerimizi açtığımızda devasa bir sütunun önünde yatıyorduk sırtüstü.

Etrafımıza bakınca Göbeklitepe’nin merkezinde olduğumuzu anladık. Öğretmenimizin son derste anlattığı sütunların arasındaydık. T biçimindeki iki taş anıtın üzerinde kabartma şeklinde insan kolları ve elleri vardı. O kadar büyüklerdi ki yanlarında toz zerresi gibiydik. Tapınağı dolaşmaya başladık. Etrafta kimse görünmüyordu. İki kolon üzerinde, saldırmaya hazır aslan heykelleri olan kapıdan geçerken duyduğumuz kükreme sesi hepimizin yüreğini ağzına getirdi. Çığlık çığlığa birbirimize sokulduk. Aslan heykellerine bakmak için başımızı kaldırdığımız an, Ömer’in kahkahalarıyla karşı karşıya kaldık. Dördümüz de onun peşinden koştuk, Ömer’i yakalayıp aslanın ağzına yem olarak verecektik.

Aniden hızını kesen Ömer’i yakaladık. Hareketsiz bir şekilde durup gözlerini diktiği yere baktık. Kocaman bir taş bloğun üzerinde örgülü saçlı, baygın bakışlı, sağ elinde başak, sol elinde meşale tutan kadın figürü kabartmasının karşısında dona kaldık. Meşaleye sarılı yılanlar çok ürkütücüydü.

Nazlı, kadın kabartmasına yanaştı ve örgülü saçlarını elledi. Yılana dokunduğu anda elektrik çarpmış gibi kendini yerde buldu. Ona yardım etmek için yanına koştuk. İyi görünüyordu ama şaşkın bir hali vardı.

“Arkanıza bakın Cesur Beşliler,” dedi.

Taştaki kadın karşımızdaydı ama insan olarak! Elinde başak, meşale ve yılanlarıyla birlikte. Nasıl olmuştu bu?

“Göbeklitepe’ye hoş geldiniz çocuklar,” dedi kadın. “Ben, Demeter. Tarımın, mevsimlerin, bereketin tanrıçasıyım.”

Dilimiz tutulmuştu. Sessizliği bozan Asil oldu.

“Merhaba. Biz Cesur Beşliler Takımı’yız. Öğretmenimiz derste Göbeklitepe’nin pek çok sır barındırdığını söyledi. Bu sırların gizemini çözmek için geldik,” dedi.

“Size yardımcı olacağım. Ama buranın sırrını herkesle paylaşın ki insanlar yaptıkları kötülüklerden ders çıkarsın. Anlaştık mı?

Evet, anlamında başlarımızı salladık.

“Göbeklitepe, insanlık tarihinin ilk yerleşim yeridir çocuklar. Tarıma başlayan, birçok hayvanı evcilleştirebilen insan, ilk kez bu çağda doğaya hükmedebileceğini keşfetti. Doğayı kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirmeye başladı. Kusursuz bir denge içinde olan doğa, insanlığın bu ilk müdahalesi ile tahrip olmaya başladı. Ormanları veren doğaya insanın verdiği karşılık, orman yangınları oldu. Nehirleri veren doğaya, su kirliliği sundu. Tabii doğa da sessiz kalmadı. Şimdi söyleyin bana. İnsan mıdır doğaya egemen olan? Yoksa doğa mıdır insana hükmeden?”

Bir süre öfkeli ve utangaç gözlerle birbirimize baktık.

“Göbeklitepe için, cennetten bir tapınak deniyormuş,” dedim Demeter’e dönerek.

“Evet, Göbeklitepe eşsiz bir doğaya sahip. Bereketli toprakları var. Ama böyle giderse sizin yaşadığınız çağda cehenneme dönecek. Dengesiyle oynanmadığı sürece varlığını koruyan doğa, dünya üzerindeki cennettir. İnsan soyu hırslarına yenilip kendini doğanın hükümranı zannederse dengeler değişecek elbette bir gün.”

“Merkezdeki T biçimli sütunlar ve hayvan kabartmaları ne anlama geliyor peki?” diye sordu Ender.

“T biçimindeki devasa iki sütun, üzerindeki kollar ve ellerden de anlaşıldığı gibi insanı simgeliyor. Kabartmalardaki hayvanlar da insanın hükmettiğini zannettiği doğanın birer parçası. Yani bu tapınakla doğaya hükmedişini ilân ediyor insan soyu.”

“Bu çok acımasızca ama…” dedi Ömer.

“Haklısın,” diye yanıtladı Demeter.

“Bir şey yapmayacak mısınız?” diye sordum.

“Elbette yapacağım. Doğadaki yaşam döngüsünün sembolüyüm. İnsanlara toprağı ekip biçmeyi ben öğrettim ama bunu, doğayla dost kalarak yapmalarını öğütledim. Dengenin daha fazla bozulmasına izin vermeyeceğim. Siz gittikten sonra Göbeklitepe Tapınağı'nı toprakla kapatıp gömeceğim. Belki bir gün sizin gibi çocuklar tüm insanlığa anlatır egemenliğin kimde olduğunu. İşte o zaman tekrar çıkar Göbeklitepe, toprak altından yeryüzüne.”

O anda elimdeki zaman saatinin alarmı çalmaya başladı. Toz bulutunun içinde döndük, döndük... Gözümüzü açtığımızda beş kafadar elimizde başak saplarıyla Kocaburun’un salonundaydık.


59 görüntüleme1 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page