top of page
Ara
  • Yazarın fotoğrafıGülseren Delibaş

BENİM ADIM KAÇAK

Ben bir muhabbet kuşuyum. Rengimi ormanın yeşilinden, gökyüzünün mavisinden,

almışım. Konuşmayı çok severim. İnsanlar konuşur da kuşlar konuşamaz mı?

Ben de bir zamanlar küçücüktüm. Yumurtadan çıktığımda ilk annemi ve babamı

görmüştüm. Bir süre beni onlar beslediler.


Günler çok çabuk geçti, kendi kendime yemek yemeyi öğrendim. Bize bakan kişi, beni

bir gün başka kafese koydu. Annemi ve babamı uzaktan görüyordum, birbirimize

gülümsüyorduk. Arkadaşlarımla geçirdiğim saatler de keyifliydi.

Bir gün bakıcımız: “Gel bakalım tatlı kuş, şimdi ayrılma zamanı,” dedi. Beni kafesten

çıkardı.

Şaşkın şaşkın anneme ve babama baktım. Oradan ayrılmak istemiyordum.

Korkuyordum.

Babam: “Oğlum sen büyüdün artık. Yeni bir yuvaya gidiyorsun,” dedi.

Annem ağlıyordu. “Yavrum, yeni yuvanda mutlu olacaksın. Hoşça kal canım oğlum!”

Beni küçük bir kutunun içine koydular. Karanlıktı. Daha da korkmuştum. Birkaç kez

kanat çırptım. Dışarı çıkmak istedim. Fakat başaramadım. Etrafıma dikkatlice baktım. Üç

küçük delik gördüm. Oradan ışık geliyordu. Biraz rahatlamıştım. Uzun bir sessizlikten sonra

tatlı bir ses duydum:

“Güzel kuşum, sakın korkma! Birazdan eve varacağız. Sana Bıcır’ımızın kafesini

hazırlayacağım. Bıcır’la on beş yıl birlikteydik. Onu kaybettiğimizde o kadar üzülmüştük ki...

Oğlum Taylan hayvanları çok sever. Seni görünce çok mutlu olacak. İşte evimize geldik.

Lütfen güzel kuşum, biraz daha sabret, hemen yuvanı hazırlayacağım.”

Ses uzun süre kesilince yeniden telaşlandım. Bir an önce bu küçük kutudan

kurtulmanın yolunu bulmalıydım. Işık sızan deliklerden birini genişletmeyi denedim.

Gagalayarak var gücümle deliği büyütmeye başladım. Sonunda başardım. Önce başımı

çıkardım, çevreyi inceledim. Vücudumu çıkarmaya çalıştım. Olmadı. Tombiş olduğum için

delik küçük gelmişti. Biraz daha genişletmem gerekiyordu. Uğraşmaya devam ettim. Sonunda oldu. Çıktığımda şaşkına döndüm. Kocaman bir odaydı. Uçmaya başladım. Hiç bu kadar uzun süre uçmamıştım. Birkaç tur attım. Kalbim küt küt atıyordu. Koltuk minderinin arasına düştüm. Çok korkmuştum. Tir tir titriyordum. Biraz sonra beni buraya getiren kişinin o tatlı sesini duydum:

“Güzel kuş, yuvanı getirdim. Aaa sen nasıl bu kutudan çıktın? Neredesin? Seni

yaramaz. Nereye saklandın?”

Saklandığım yerden çıkamazdım, çünkü hâlâ korkuyordum. O sırada başka bir ses

duydum. Biri gelmişti.

“Hoş geldin oğlum. Sana bir sürprizim vardı. İki aylık bir kuş sahiplenmiştim. Fakat

hiçbir yerde yok. Kafesini hazırlamaya gittim. Geldiğimde onu bulamadım. Kutudaki

deliklerinden birini genişletmiş. Ya bir yere sıkışıp yaralandıysa… Kahrolurum ben.”

“Anne o küçücük bir yavru. Odadan dışarı çıkmamıştır.”

“Ama her yeri aradım.”

“Dur bir de ben bakayım.”

Taylan ismini duyunca içim rahatladı. Annesi bana onun hayvanları çok sevdiğini

söylemişti. Onlar beni ararken vücuduma sıcak bir elin değdiğini hissettim.

“Anne! Buldum. Bu ne şeker bir kuş. Nasıl korkmuştur, kimbilir...” dedi ve beni öptü.

Annesi derin bir oh çekerek: “Adı Kaçak olsun mu?” diye sordu.

“Bence de yakışır. Çünkü eve geldiği gün kaçtı.”

Artık bir adım vardı. Çok beğenmiştim. Beni kafese koydular.

Yiyecekleri görünce ağzım sulandı. Başladım yemeye. Bir yandan onların

konuşmalarını dinliyordum. Kafesim oldukça büyüktü. İçinde koşturup durdum.

Oyuncaklarım bile vardı. Salıncağı görünce sevinçten “cik cik” dedim.

Taylan bana önce “babacığım” demeyi öğretti. Ben de onu, işten eve geldiğinde

“babacığım” diyerek karşılıyordum. O benim insan babam olmuştu

Her gün bir sözcük öğreniyordum. Günlerim keyifli geçiyordu. Derken, “Şampiyon

Beşiktaş’ı” da öğrendim. Öğrettiklerini söylediğimde beni alkışlıyorlardı. Alkışlanmak

hoşuma gidiyordu. Çok zor isimler ezberledim Beşiktaşlı sporcuların isimleriymiş. Sonra

“seni seviyorum”u öğrendim. Eve misafir geldiğinde tüm bildiklerimi sıralıyordum. Onlar da

bana “aferin” diyorlardı. O sözcüğü bir türlü öğrenemedim. Bir türlü dilim dönmüyordu.

Gece gündüz birkaç kez kafesim açılıyordu. Özgürce odanın her tarafında geziyordum.

Perdelerin üstünde gezinmeyi çok seviyordum. Oraya çıktığımda onları yukarıdan izlemek

çok keyifli oluyordu.

Hatta kafalarına konuyordum. Beni ellerine aldıklarında onlar konuşurken dudak

hareketlerini gözlemliyordum.

Bir yaşına bastığımda hayatımda büyük bir değişiklik oldu. İnsan babam, doğum günü

hediyesi olarak bir arkadaş getirdi yanıma.

İlk günlerde anlaşamadık. Benim gibi sıcakkanlı değildi, hep kaçıyordu yanımdan. Bu

beni biraz üzdü. Sinirli bir hâli vardı. Fakat zamanla çok iyi arkadaş olduk. Şimdi birbirimizin

başını bile kaşıyoruz. Perdelerin üzerine birlikte çıkıp eğleniyoruz. Bol bol da öpüşüyoruz.

Geçen gün eve alt katta oturan komşu geldi. Kafesimize eğildi. Biraz bizimle konuştu.

Sonra insan annemle birlikte balkona çıktılar. Komşumuzun kedileri vardı. Onları da

tanıyorduk. Bazen pencere kenarına gelip bize saldıracak gibi bakıyorlardı. Biz kuşlar bu

nedenle kedilerden korkuyoruz.

Adı Duman olan kedi içeri girmişti. Kafesimize yaklaştı. Biz bağrışmaya

başladığımızda patisiyle kafesimizi yere devirdi. İnsan annem ve komşumuz hemen yanımıza geldiler. Kalbimiz yerinden çıkacak gibiydi. Komşu, Duman’ı kovdu. İnsan annem devrilen kafesimizi masaya koydu. Bizi sakinleştirmeye çalıştı. Sonra ağlamaya başladı.

“Eğer size bir şey olsaydı kendimi hiç affetmezdim,” dedi.

Çok duygulanmıştım. Kız arkadaşıma döndüm: “Sevilmek ne güzel değil mi?” dedim.

İnsan babam, akşam eve geldiğinde olanları öğrendi. Bizi kafesten çıkarıp sevdi. Beni

elinin üzerine koydu.

“Sen artık babanı unuttun Kaçak. Arkadaşın var diye benimle konuşmuyorsun,” dedi.

İnsan babamı çok seviyordum. Onu üzgün görünce hemen konuştum:

“Babacığım öpücük!”.

65 görüntüleme1 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

1 Comment


Sevin Sezgin
Sevin Sezgin
May 31

Mavişimi anımsattı öykünüz. O da Kaçıp gitmişti. Kaleminize sağlık Gülseren Hanım.

Like
bottom of page